Şu bir gerçek ki çalışan annenin hissettiğini yalnız çalışan anne anlar. Bu durumun ne kadar katlanılamaz ve fakat "katlanmak zorunda olunan bir durum" olduğunu tarife gerek yok. Nitekim katlanıyorsun da, işe geri de dönüyorsun ve alışıyorsun da! Tüm bunlardan sonra artık yeni bi modda takılıyosun: Aklın hep parçanda ve "bedenim burda ama ruhum asla"!
Oğlum 16 aylık. 10 aylıkken bırakmak durumunda kaldım. Buna da şükür. İşe dönüş arefesinde çok gel gitler yaşadım. İtiraf ediyorum zaman zaman yaşamıyor da değilim! Kaygılarım çoktu haliyle, şimdi de yok değil ama eskisi kadar yoğun değil. Onu bırakmayı düşünmek bile beni deli gibi üzüyordu. Aklımdan bile geçirmiyordum o yüzden. Onun bensiz nasıl duygu yoksunlukları yaşayacağını, bana bu kadar alışmışken benden başkasıyla nasıl vakit geçireceğini, nasıl zorlanacağını düşündükçe işler daha da karışıyordu içerimde. Fakat sonrasında kendime itiraf ettiğim bir şey vardı ki o da; onun bensizliğe alışamaması değil, benim onsuzluğa nasıl alışacağımdı! Tanıdık geldi mi?
Gel zaman git zaman, yapışık yaşadığımız o dönemler yerini normalleşmeye bıraktığında işe dönme fikrine alışmaya başlamıştım. Derken gün gelip çattı ve biz oğlumla, o ağlar ben onun ağladığına ağlar vaziyette (ben ağlarım yavruma yavrum ağlar yavrusuna demiş ya büyükler, doğru!) vedalaştık. Hiç ayrı kalmadığımız kadar ayrıydık :( Lakin, aslında ilk ayrılık ânımız hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Gayet normal karşıladı sanki oğlum bunu. Sanki bu ânı bekliyormuş gibi son derece metanetli, son derece cool şekilde yolladı ya beni kapıdan. Ben şok tabi! Ayol ne bileyim ben feryat figan edip ağlamasını da beklemiyordum tamam ama bu kadar olağanmış gibi yollamasını da beklemiyordum. Onca zaman ayrılmadık ya zorlanır diye umuyordum belki de. Ama yok! Ne doğurduysam artık ben koca adam gibi.. Önce biraz mırın kırın etti tabi, huysuzlandı haliyle, ama o kadar işte! Hayır anneliğin de bu yanı kötü biliyo musun? Çocuğun o halleri yok muuu koyar be anaya! Sen, sensiz yapamayacağını düşünürken(!) O, duruma kendini çoktan alıştırmış gibi yolcu eder seni. Tabi önce bi bozulursun bu duruma ama napcaan çocuk işte! Yazık bize kız! Neyse sonra ararsın evi, sorarsın ki arkamdan çok ağladı mı, hiç beni aradı mı evin odalarında, yokluğumu fark etti mi, keyfi nasıl, yedi içti mi (sanırsın, kahrından yemiycek!)? Cevap gayet olası: "Yok yok hiç aramadı seni, ağlamadı arkandan da, kahvaltısını etti güzelce, uyudu uyandı bile yemeğini de yedirdim oynuyo şimdi." Ohh ne güzel, bundan güzel cevap mı olur? Tabii ki olur, öyle mi denir anneye hiç? Ağladı de, susturamadım ne yapsam, oda oda seni aradık de, bi ruhunu okşa kadının, cevap mı şimdi bu :) Burnunun direği sızlar, gözlerin dolar, "hayır hayır ağlamıyorum, gözüme toz kaçtı" yalanını yiyip, oturur dolu dolu ağlarsın höyküre höyküre! Bir ay, bilemedin iki ay bu böyle devam edebilir. Ama canım anne, güzel anne! Sakın üzülme! Anne olduğundan bu yana her acında, her zor anında, her sıkıntın da sana söylenen o klasik cümleyi hatırla ve ânın tadını çıkar: "Bu da geçer!" Vallahi de geçiyor. Sanki sen yaşamamış gibi oluyosun. Anneliğin yanına kâr kalıyo ;)
Naapcan? Çalışan annenin de kaderi bu işte.. İyi tarafından bak olaya; evde soğutmadan içemediğin o çayı, iş yerinde sıcak sıcak içiyosun ;)
Selametle..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder