Yazılarını, kitaplarını, yayınlarını, çok severek takip ettiğim ve çocuk eğitimindeki fikirlerine çok kıymet verdiğim bir yazar var. Adem Güneş. Yakın çevrem bilir şiddetli derecede tavsiye ederim kendilerini.. Hamileliğimden önceydi kitaplarıyla tanıştığım vakit ve 'işte bu' dedim. Anneyi ve bebeği üzmeden, yormadan bu süreç nasıl geçirilir, anne bebek arasındaki bağ neden önemlidir ve bebeğe ne katar, bu bağ nasıl kurulur gibi gibi gibi annelik sürecinde yaşanan, yaşanacak olan, yaşanmış olan her şey hakkında bana çok önemli katkıları olmuştur. Henüz tanışmamış olanlarınız varsa hep yaptığımı yapıyoruuuum veee şiddddetle tavsiye ediyorum ;)
Şimdi benim size bugün bahsetmek istediğim aslında Çocuk Deyip Geçme kitabından, beni her okuyuşumda çok etkileyen bir paragraf, şöyle ki:
"Çocukluk yılları çok çabuk geçer. Annelik babalık coşkusunu yaşayacağınız yıllarda 'ders, ders, ders' diye çocuğunuzu bıktırmayın. Ödevlerine değil, ellerine bakın çocuğunuzun. Minicik elleri ile nasıl da ödev yapmak için çırpınıyor bir bakın. Uyurken yüzüne bakın. Öğretmeninden azar işitmemek için yaşadığı telaşa bir bakın. Hissedin çocuğunuzu ve kendisi olabilmesine izin verin.
...
Çocuğunuzla yağmurda koşmak, güneşli bir günde çeşme başında soluk soluğa su içmektedir ebeveyn duygusu."
Sizce de insanın içerisinde bir yerleri burkan, acıtan, kötü hissettiren bir yanı yok mu yazılanların? Oğlum 16 aylık henüz. Bizim için, daha uzak okul yılları ama, anneliğimin en başından beri düşündüğüm şey şu ki; bebekliğinde O'na verdiğim "sen değerlisin hissi"ni, her fırsatta sevgimi sunmaktan çekinmediğim hallerimi acaba büyüdükçe ondan esirger miyim? Öyle ya bizim zamanımızdaki aile-çocuk ilişkisiyle, şimdinin aile-çocuk ilişkisi bambaşka! "Çocuk deyip geçilen" bir zamanda çocuk olmuş biri olarak, "çocuk deyip geçme" devrinde çocuk büyüten bir anneyim! Demek istediğim aslında bebeğimi şu anda "hissedebildiğim" gibi, sorumlulukları artıp ondan belki de çok şey bekleyeceğim o devirde de "hissedebilecek miyim?" Zor bir şey olmamalı bu.. Bütün mesele "yetişkinin çocuğa kendini bırakabilmesinde" diyor Adem Güneş! Ben de tam bunu umuyorum! Siz ne dersiniz?
Öne Çıkan Yayın
Bir, ki, üç.. Başla!
Önce büyük adam girdi hayatıma, sonra küçük adam.. Büyüğünü çok aşkla severken, küçüğünü daha çok aşkla sevdim.. Büyük adam için atan ...
18 Aralık 2015 Cuma
17 Aralık 2015 Perşembe
Burnunun direği sızlamak derken...
Şu bir gerçek ki çalışan annenin hissettiğini yalnız çalışan anne anlar. Bu durumun ne kadar katlanılamaz ve fakat "katlanmak zorunda olunan bir durum" olduğunu tarife gerek yok. Nitekim katlanıyorsun da, işe geri de dönüyorsun ve alışıyorsun da! Tüm bunlardan sonra artık yeni bi modda takılıyosun: Aklın hep parçanda ve "bedenim burda ama ruhum asla"!
Oğlum 16 aylık. 10 aylıkken bırakmak durumunda kaldım. Buna da şükür. İşe dönüş arefesinde çok gel gitler yaşadım. İtiraf ediyorum zaman zaman yaşamıyor da değilim! Kaygılarım çoktu haliyle, şimdi de yok değil ama eskisi kadar yoğun değil. Onu bırakmayı düşünmek bile beni deli gibi üzüyordu. Aklımdan bile geçirmiyordum o yüzden. Onun bensiz nasıl duygu yoksunlukları yaşayacağını, bana bu kadar alışmışken benden başkasıyla nasıl vakit geçireceğini, nasıl zorlanacağını düşündükçe işler daha da karışıyordu içerimde. Fakat sonrasında kendime itiraf ettiğim bir şey vardı ki o da; onun bensizliğe alışamaması değil, benim onsuzluğa nasıl alışacağımdı! Tanıdık geldi mi?
Gel zaman git zaman, yapışık yaşadığımız o dönemler yerini normalleşmeye bıraktığında işe dönme fikrine alışmaya başlamıştım. Derken gün gelip çattı ve biz oğlumla, o ağlar ben onun ağladığına ağlar vaziyette (ben ağlarım yavruma yavrum ağlar yavrusuna demiş ya büyükler, doğru!) vedalaştık. Hiç ayrı kalmadığımız kadar ayrıydık :( Lakin, aslında ilk ayrılık ânımız hiç de düşündüğüm gibi olmadı. Gayet normal karşıladı sanki oğlum bunu. Sanki bu ânı bekliyormuş gibi son derece metanetli, son derece cool şekilde yolladı ya beni kapıdan. Ben şok tabi! Ayol ne bileyim ben feryat figan edip ağlamasını da beklemiyordum tamam ama bu kadar olağanmış gibi yollamasını da beklemiyordum. Onca zaman ayrılmadık ya zorlanır diye umuyordum belki de. Ama yok! Ne doğurduysam artık ben koca adam gibi.. Önce biraz mırın kırın etti tabi, huysuzlandı haliyle, ama o kadar işte! Hayır anneliğin de bu yanı kötü biliyo musun? Çocuğun o halleri yok muuu koyar be anaya! Sen, sensiz yapamayacağını düşünürken(!) O, duruma kendini çoktan alıştırmış gibi yolcu eder seni. Tabi önce bi bozulursun bu duruma ama napcaan çocuk işte! Yazık bize kız! Neyse sonra ararsın evi, sorarsın ki arkamdan çok ağladı mı, hiç beni aradı mı evin odalarında, yokluğumu fark etti mi, keyfi nasıl, yedi içti mi (sanırsın, kahrından yemiycek!)? Cevap gayet olası: "Yok yok hiç aramadı seni, ağlamadı arkandan da, kahvaltısını etti güzelce, uyudu uyandı bile yemeğini de yedirdim oynuyo şimdi." Ohh ne güzel, bundan güzel cevap mı olur? Tabii ki olur, öyle mi denir anneye hiç? Ağladı de, susturamadım ne yapsam, oda oda seni aradık de, bi ruhunu okşa kadının, cevap mı şimdi bu :) Burnunun direği sızlar, gözlerin dolar, "hayır hayır ağlamıyorum, gözüme toz kaçtı" yalanını yiyip, oturur dolu dolu ağlarsın höyküre höyküre! Bir ay, bilemedin iki ay bu böyle devam edebilir. Ama canım anne, güzel anne! Sakın üzülme! Anne olduğundan bu yana her acında, her zor anında, her sıkıntın da sana söylenen o klasik cümleyi hatırla ve ânın tadını çıkar: "Bu da geçer!" Vallahi de geçiyor. Sanki sen yaşamamış gibi oluyosun. Anneliğin yanına kâr kalıyo ;)
Naapcan? Çalışan annenin de kaderi bu işte.. İyi tarafından bak olaya; evde soğutmadan içemediğin o çayı, iş yerinde sıcak sıcak içiyosun ;)
Selametle..
16 Aralık 2015 Çarşamba
Bir, ki, üç.. Başla!
Önce büyük adam girdi hayatıma, sonra küçük adam.. Büyüğünü çok aşkla severken, küçüğünü daha çok aşkla sevdim.. Büyük adam için atan büyük bir kalbim vardı, içimde küçük bir kalp atmaya başladığı andan beri kocaman bir kalbim oldu. Canımın en güzel yeri bu iki adamı sevdiğim yer..
Annelik Allah'ın kadına verdiği en güzel his değil de ne? Canının en güzel, en kıymetli, en tatlı yerinin neresi olduğunu bir evlada sahip olunca öyle güzel anlıyosun ki "Allah'ım ben sana nası bi güzellik yaptım da sen bu sonsuz şükür sebebi, cennet kokusunu bana layık gördün?" demekten kendini alamıyorsun.
Bilirsiniz canımız annelerimizin klasikleşmiş sözünü "anne olunca anlarsın!" ne kaa hikmetli bi söz Allahımm! İşte ben de anne olunca anladım ki bu aşk bambaşka bi aşk.. Hamileliğim boyunca hep duamdı bu güzelliği yeryüzünde isteyen bütün kadınlara nasip et Allahım! Bu mucizeye şahitlik etmek başlı başına, insanın başına gelebilecek en güzel şey..
İşte ben de bu mucizenin bana verdiği ilhamla çıktım bu yola.. İyi niyetle, güzel dileklerle, kendi deneyimlerimi ya da deneyimsizliklerimi, ilklerimi, sonlarımı, yaşadığım, yaşamak istediğim, yaşayacağım her bir şeyi, aşkımı, oğlumu, hayatımdaki bütün renkleri paylaşmak için burdayım.. Yazdıkça açılmak, açıldıkça yazmak için..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)